0  

Erdem

Savaş cephede başlamaz. Elli yıl, yüz yıl, hatta yüz elli veya fazlası yıl öncesinden başlamıştır bile.

Diyelim ki, yabancı bir ülke senin suyuna, taşyağına (neft, petrol), madenlerine, topraklarına göz dikmiş. Bu art niyetleri, kendi kamuoyunda koyu bir dini taassupla iç içe olabilir. Dini taassubu sahici ise, çağa ve duruma göre bu da siyasal bir takım söylemlerle dünya kamuoyuna karşı örtbas edilebilir. Tarihin pek çok büyük savaşında, istilasında çoğu kez öyle olmuştu; bugün de öyle.

Gözü dönmüş, başkalarını insandan saymayan düşman çok önceden savaşı nasıl başlatır?

1) Düşman ülkenin evrenkentlerinde, araştırma merkezlerinde hedef ülkenin tarihi, manevi gücünün kaynakları, gelenekleri, dili. edebiyatı, coğrafyası... üzerinde yıllarca çalışılır; o dile, o tarihe, o ulusun dinine son derece vakıf uzmanlar yetiştirilir. Bunların bir kısmı, o ülkeye bilim adamı, din adamı, tüccar/iş adamı, siyasi temsilci vb. kılıklarında bilgi toplayıcı, sonra içten düşman taraftarları derleyici, kışkırtıcı casuslar olarak gönderilir.

2) Hedef ülkede, özellikle dini değişik azınlıklardan yetenekli bazı çocukların ismi, kimliği değiştirilir ve bunlar yetiştirilirler. O ara hulul edilip yönlendirilebilir hale getirilmiş basın-yayınla bu gençler alanlarında meşhur edilir; önemli mevkilere gelmeye başlarlar.

3) Düşman, hedef ülkede her bakımdan vasat, kendi başına bir şey olamayacak, ama hem de ulusal duyguları zayıf, maddiyata, mevkiye düşkün, çeşitli zaafları olan kişiler tespit edip onlar vasıtasıyla bir takım gizli cemiyetler kurdurur. Cemiyet üyeleri zamanla, basın-yayından, yönetim kademelerinden, evrenkentlerden, iş çevrelerinden yenilerini bulurlar. Ağ yayılmaya başlar.

Ülkenin çeşitli bölgelerine ve toplumun her kesimine ağı salmayı kolaylaştırmak için yarı gizli (görünüşte şeffaf ama gayeleri, bazı faaliyetleri gizli) dernekler de kurulur. Bunların liselerde, evrenkentlerde, ve şehirlerin her mahallesinde gençlik kolları bile bulunur. Dernekler, gizli cemiyetler, düşman ülkedeki merkezlerin güdümü ve denetimi altındadır, ama en tepedekiler hariç, üyelerin çoğunluğu, zaten zayıf olan bilinçleriyle, uzun süre bunun idrakinde bile değildirler.

Gençler, üyeler "evrensel", "küresel" aldatmacasına kanar, gitgide milli kültürlerinden, geleneklerinden, "vatan" kavramından, ulusal bağımsızlık duygularından uzaklaşırlar. Sonunda, belki bazıları farkında bile olmadan, bir "beşinci kol" oluşturmuşlardır, Rüyaları, ruhunu bilmedikleri, tanımadıkları bir hayal ürünü yabancı ülke, gayeleri, kendi halkları, uluslarıyla değil, yabancıyla (gizli düşmanla) bütünleşmektir.

4) Nihayet, gizli cemiyetlerin en üst kademelerinden, ayarlı basın-yayınla şişirilip duran üyelerin bazıları ülkenin en üst kademelerine (her alanda ve kamu, yarı-kamu, veya özel kesimde) yerleştirilirler. Ondan sonra gidişat hızlanır.

5) O devrin siyasal yapısına göre, üst yönetime, veya siyası fırkalara kamu üst kademelerine getirilmiş "üyeler", bir yandan, dost postuna bürünmüş düşmanla tek taraflı gümrük anlaşmaları imzalarken, çok iyi dostlarına her konuda taviz üstünü taviz vermeye başlarlar. Bu sözde anlaşmalarda düşman sana her şeyi gümrüksüz satacak, ama senden bir şey almayacak veya yüksek gümrük duvarları, kotalar koyacak. Böylece hedef ülkenin öz üretimi, sanayisi kısa sürede çöker.

6) Bir yandan da hedef ülke, başta hiç ihtiyacı olmayan borçlar almaya zorlanır. Önceleri düşük olan faiz zamanla tefeci faiz oranlarına dönüşür. Faiz ödemek için, bu sefer düşmanın paravanası sözde "uluslararası" kuruluşlardan her üç ayda bir yeniden borç alınır.

"Yardım" pozundaki her borç, bankacılıkla hiç ilgisi olmayan yeni dayatmalar ve gözünü kırpmadan ülkeyi teslim etmek manasını taşıyan, çoğu halktan gizli, taviz yasalarını ve tasarı metni görülmeden basılan ihanet imzalarını beraberinde getirir. Artık ülke batağa saplandırılmıştır.

"Özelleştirme" aldatmacası edebiyatı yapılıp durur ve bu, cemiyet üyelerince ve ayarlı basın-yayınla körüklenip dururken, ülkenin uzun ve meşakkatli bir yoldan gelmiş birikimleri, kamu ve özel sanayii ve erke(enerji) üretim tesisleri, altyapısı, ulaştırma, iletişim şebekeleri yok pahasına yabancılar, aslında örteneğe bürünmüş düşmana "satılır".

Sonra tarım, hayvancılık, hatta ekmek, su gider. Halkta açlık baş gösterir. "Üyeler"de "en iyi dostumuz"a muhabbet o derece büyüktür ki, gecenin ikisinde apar topar çıkarılan dayatmalı ithal kanunlarla, ülkenin toprakları da sonunda sessiz sedasız, "yatırım yapacaklar" bahanesiyle bedavadan düşmana teslim edilir.

"Vatan" kavramı unutturularak (hatta gözden düşürülerek), "toprak", ticari bir meta imiş gibi gösterilir olmuştur. Tabii, yatırım falan da yapılmayacaktır. Düşman ancak eline beleşten geçirdiği topraklarda kendi için basit tesisler kurup orada da, getirdiği kendi işçilerini, mühendislerini, yöneticilerini kullanacaktır. Ülkenin öz evladı için, işçi olsun, meslek sahibi olsun, artık ne meslek hayatı, ne iş kalmıştır. Yabancı ülkede kölelik için muhacerata başvuranların sayısı artar.

7) Bütün bunlar olurken ve zemini yumuşatmak için ruhbilimsel ("pisikolojik") savaş da son sürat yürümekte, düşmanın "toplum ve kültür mühendisleri" yıllardır çalışmaktadırlar. Zamanda geriye dönüp oralara bakacak, dallı budaklı ağacın ince dal ve yapraklarından nasırlı gövdesine, oradan da köküne doğru yürümeye (gelecek yazımızda) devam edeceğiz inşaAllah.

Evet, savaşın (daha doğrusu işgalin) cephede değil, pek çok yıl öncesinden sinsi sinsi nasıl başladığını, dost postundaki düşmanı, vatanına göz dikilmiş hedef ülkenin ayarlanmış sahte aydın ve her daldaki üst kademelerinin nasıl kucaklayıp kendi ülkelerini kundakladığını, geçen yazımızda (1) gözden geçirmeye başlamıştık. İktisadi, mali çökertmeyi ele aldık (1- 7).

Şimdi daha da tehlikelisi, ulusun ulus olmaktan çıkarılmasına yol açacak derin ruhbilimsel savaş ameliyeleri ile (işlemleriyle) devam ediyoruz:

8) Bir ulusun maddi gücünün olması elbette manevi gücünün varlığına bağlı. Ulusun fertlerini bir arada tutup ortak ulusal (milli) hedeflere yönelten de manevi unsurlar. Gizli düşman bunları yıllarca incelemiş, gerçek güç kaynaklarını tespit etmiştir. Onların aşındırılması, sonra yok edilmesi için adım adım sessizce ve sabırla çalışacak.

En etkili yöntem olarak da istediklerin hedef ülkenin kendi fertlerine yaptıracak [Bkz. (I)] Ulusu ulus yapan, binlerce yıldan gelişe gelişe süregelmiş ulusal kültür. Ulusa mensubiyet hissi ise ulusal kültürle yetişmiş, onunla yoğrulmuş olmaya bağlı.

Bu mensubiyet hissi kuvvetli olanlar, özellikle düşman ortada göründüğünde vatanın korunması, ulusun bekası için her şeylerini, hatta canlarını bile feda edebilirler. Ancak, iş o raddeye gelmeden, vatanseverlerin, adım adım ülke ve ulusun dibinin nasıl oyulduğunu, halkı bir arada tutan harcın nasıl eritildiğini fark etmeleri ve bu sessiz istilaya karşı bir araya gelerek düşmanın her sinsi adımına karşı halkı uyarmaları, karşı durmaları, aynı cinsten sessiz, ama etkili adımlarla mücadele vermeleri gerekmektedir.

9) Kültür unsurları nesilden nesile eğitimle aktarılır: Ailede, köyde, sonra okulda, evrenkentte ve gün begün basın-yayınla, toplu sohbetlerde ve konuşmacılarla; ayrıca filimlerle, hatta musiki ile. O halde düşman önemli gördüğü kültür unsurlarını eritmek için aile, köy, okul, evrenkent düzenlerine el atıp onları sinsice bozacak ve yabancılaştıracak, basın-yayını ele geçirecek, yerli filmciliği ve musikiyi yok edecek, yerine kendininkinin bozuğu ile halkı topa tutacaktır.

10) Ülkeye milli kimliğini veren, tapusunu o ulusun yapan, ulusun tarihinden gelen kent. kasaba. köy, dağ, ova. nehir adlarıdır. Düşman gezim (turizm) gibi bahanelerle zaten geçim kaynağı kalmamış halkı uyutarak yer adlarını yabancı isimlerle değiştirecek, ama tabii bunu da, kilit noktalara yerleştirdiği ayarlı, "beşinci kol" cemiyet üyelerine yaptırtacaktır (son perdede ise bilinci kalmamış safdillere)

11) Atalarının ülkeye mührünü basmış mirası yer adları olduğu gibi, bıraktığı tarihi abideler olduğuna göre, düşman bunları ihmal ettirecek, yıkıma terk ettirecek. Her ülkede insanın var olduğundan beri birike gelmiş binlerce yıllık katmanlar mümkün. On dokuzuncu yüzyılda başlayarak düşman ve bazen onun körüklediği göze görünür sömürgeciler, kazıbilimi (arkeolojiyi) bir ülkenin istilasına dünya kamuoyunu hazırlamak için kullandılar. Katmanlardan işlerine gelenleri ön plana çıkarıp ulusun öz köküyle ilgili olanları örtbas ettiler. Bunda da hedef ülkenin evrenkentlerine, ve "Kültür" ve Gezim bakanlıklarına önemli görev verildi. Pek çok ülkede bu etkinlik gerçekleştirildiyse de, en yoğunları ve sonuç alıcıları her Ortadoğu ülkesinde ve Kuzey Afrika'da oldu.

12) Ataların manevi mirası ise özellikle edebiyat: Halk edebiyatı, okumuşların edebiyatı, felsefi edebiyat. Düşman bunları eğitim düzenine soktuğu çoğu görünmez "danışman"larıyla, imzaları basan ayarlı yetkililerce eğitim düzeninden önce tedricen, sonra toptan kaldırır, unutturur; ayarlı ve şişirilmiş yazarlarını ünlü kılarak köklü ulusal edebiyatı gözden düşürür.

Son fasılda, gençler zaten kendi dillerinde (okusalar bile) yazılmış olanları anlayamayacak, düşmanın vacip gördüğü sulandırılmış bir yabancı dile bağımlı olacaklar, gittikçe düşünme ve hissetme yeteneklerini yitireceklerdir.

13) Ulusun mayası, toplumun harcı, a) din, b) dil ve c) özünün tarihi bilincini (o sırayla), düşman hedef alır.

a) "Küresel kıraliyetçi"nin birince hedefi dünya çapında kollayıcı bir idari düzene sahip ve milyarlarca insanı kapsayan dinlerdir. Çünkü böyle dinler, tek ülkenin dışında, bir çok ülkeyi içine alan bir direnme duvarı oluşturur, o ülkeler arasında dayanışmayı sağlar, düşmanın ince oyunlarına karşı halk kitlelerini manen koruyabilirler. Düşmanın bu duvarları yıpratması, sonra yıkması gerekmektedir.

O dinden olanların arasına nifak sokulur, sahte mezhepler kurulur; bu mezheplere ilkel tavırlar takındırılıp aşırı işler yaptırılarak o dinin bütünü önce dünya kamuoyunda, sonra o ülkelerin kendi içlerinde gözden düşürülür; merkezi manevi teşkilata bağlılık yok edilir; aynı dinden olan, eskiden birbirini kardeş gibi gören uluslarda ırkçılık, sahte (kültür, gönül, fikir esasına dayanmayan) ve sözde milliyetçilik (millilik yerine) teşvik edilir.

Bu suretle, dindaşlar birbirine düşürüldüğü gibi, gerçek ulusal duygular, ulusal bağımsızlık, ulusal kültür kavramları da gözden düşürülür. Hedef ülkenin önce sahte aydınları, sonra daha geniş kitleler milli menfaatlere, istiklale bigane kalırlar. Eski ve tarihi dindaşları milletlerin başına gelenler ise onları artık ne üzer, ne ilgilendirir; sırada kendilerinin olduğunu bile düşünemez, ibret alamaz olurlar.

Hedef ülkelerde geniş dindar kitleler saptırılıp dinlerinin özünde böyle bir şey olmadığı halde, kendi uluslarının lafının bile edilmesine, ulusal dilden, kültürden, tarihten bahsedilmesine düşman kılınırlar. Öbür yanda, ayrı bir kavim gibi davranmaya başlamış sahte aydın sınıfı, analarının, babalarının. dedelerinin (hakkında artık bir şey bilmedikleri) dinine düşman kesilmişlerdir.

14) İşte bu hazır ortama yabancı misyonerler çıkagelir; önce usul usul, yabancı dil öğretmeni pozunda, sonra açıktan ve akın akın. Gelen misyonerler genellikle düşmanın istihbarat dairelerinden desteklidirler.

Çoğu, çok öncelerden düşmanın diğer yabancı ülkelerde kurdurduğu, oranın dini içinden çıkarılmış sapkın, sahte mezheplere aittir. "Küresel kıraliyetçiler"in, dünya köleleri için türettiği sahte din ve onun insancıllıktan uzaklaştırılmış, hurafelere boğulmuş sahte mezhepleri.

Hedef ülkenin kültür. gezim ve eğitim bakanlıklar, içindeki "cemiyet üyeleri" vasıtasıyla yabancı misyoner faaliyetlerine pervasız izin verdiği gibi, onların adeta ortağı gibi çalışır olurlar; yabancı sahte dini metheden kitapçıklar basar, dağıtırlar; ülkenin dini, tarihi eserleri, anıtları yerine, yabancı dine aitmiş gibi yıkıntılar "keşfeder", milletin parasıyla bunları onarır, yabancı tapınaklar inşa ettirir, ayine açarlar.

"Yurdu tanıtıyoruz; gezmen(turist) gelecek" yutturmacasıyla, içerde ve dışarıda, ülkenin "dini, tarihi mirası", "kutsal zenginlikleri" diye o ulusun dini tarihi mirasını değil, düşmanın istediği tarzda sahte yabancı dinin ve tarihin, o ülkenin kimliği olduğu intibaını uyandırırlar.

Ülkenin kamu ulaştırma kuruluşlarının başındakiler de buna katılır. Yabancı ülkelerdeki, o ulusun dıştaki fertlerinden oluşan topluluklara dahi bu propaganda uygulanır. Ülkenin kimliği değiştirilmekte, istilacıya karşı direncini koruyacak bağışıklık (muafiyet) dizgesi yok edilmektedir.

Derken, b) dil, ve c) özünün tarihi bilincine taarruz gelir. Dinden, onunla iç içe girmiş (her dinde olduğu gibi) o din öncesi ulusal kültür. ulusal yaşam tarzı ve yaşam felsefesi unsurlarının sahte din alimlerince ayıklanmasından sonra halk çapında zemin, ulusal dil ve tarih yok edilmesine hazırdır.

Bunların yok edilmesi, o dil yerine düşmanın uygun gördüğü sulandırılmış yabancı dille eğitimin önce yabancı okullarda, sonra devletin, nihayet özel vakıfların okullarında başlatılıp yurdun her köşesine yayılmasıyla olur. Öldürücü darbe ise yabancı dille eğitimin anaokullarına kadar indirilmesi, artık öğretmenlerin de yabancı olmasıyla gelir.

İşte böyle. Yukarıda toplu halde özetlediklerimiz, iki Amerika kıtası, Avrupa, Asya ve Afrika'nın pek çok ülkesinde uygulanmıştır. Bugün de çok yerde devam ediyor. Son perdeler oynanıyor.

Bizim ülkemizin, ulusumuzun, bu savaşın, daha doğrusu istilanın neresinde olduğuna okuyucu kendi karar versin. "Peki bu vahim durumda nasıl ve ne yapmalıyız?"ı da herkes düşünsün. Sonra bulduğumuz çareleri karşılaştıralım.

02 Nisan 2003

İnsanlık düşmanı dünya hakimiyetçilerine

karşı çıkacak,

insanlığın kurtulmasına yol gösterecek bir ülkeden

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu

  yanıtla

Yanıt yaz